Ya Karabağ Ya Ölüm Başka Yol Yok Artık Yolu Yok Artık…

Zaten anlayacağınız üzere başlık yeterli açıklamayı yapıyor, bu yüzden direk konuya geçiyorum.

Lakin bu yazım hemen hemen üç bölümlük bir yazı dizisi halinde olacak. Birinci bölüm biraz ağır gidebilir ama ikinci ve üçüncü bölümde bunu telafi etmeye çalışacağım.

Son günlerde yaşanan çatışmaların yanında 20 yıldan fazla bir süredir süren bu anlaşmazlık ve çatışmanın sebebi aslında 100 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Tabi bu sorunun altında ağırlıklı olarak etnik köken sorunu yatıyor diyebiliriz.

1922′ de Azerbaycan Sovyetler Birliğine katıldı. Hemen akabinde bir yıl sonra Moskova yönetimi Dağlık Karabağ bölgesine özerklik statüsü vererek Azerbaycan topraklarına bağladı. Tabi bu hiçbir zaman Ermenistan tarafından kabul edilmedi veya kabul edilmek istenmedi.

1980… Sovyetler Birliği dağılma surecine giriyor ve tam bu sırada Dağlık Karabağ bölgesinin %70’ini Ermeni nüfus oluşturuyor. Aynı yıl Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeniler, Bakü yönetiminden Özerklik talep ediyor. (Tabiki olumlu bir cevap alamıyorlar)

18 Ekim 1987 çok önemli bir tarih… Çünkü neredeyse bütün gerginliğin temeli burada atılıyor. Dağlık Karabağ’ın Çardaklı Köyünde Ermeni Nüfus Azerbaycan halkına saldırıyor.
(Buraya kısa bir not düşmek istiyorum, bu yıllarda zaten Dağlık Karabağ bölgesinde Ermeni halkı ile Azerbaycan halkı iç içe komşu olarak yaşıyorlar. Tarihe baktığınızda aynı dönemde birçok Ermeni vatandaşın Azerbaycan’ın iç kesimlerinde yaşadığınıda göreceksiniz.)

Hemen bir yıl sonra 1988’de Karabağ Özerk Bölgesindeki ‘‘Dağlık Karabağ Ulusal Konseyi” Üyesi Ermeni Vekiller, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlanma talebinde bulunuyorlar. Bu talepleride hem Moskova yönetimi hemde Bakü yönetimi tarafından kabul edilmiyor.
Hemen akabinde çatışmalar git gide tırmanıyor…
Kasım 1989′ da Moskova yönetimi Dağlık Karabağın yönetimini direk olarak Azerbaycan’a devrediyor.
1991 Yılında sovyetler birliğinin dağılmasıyla birlikte artan tansiyonun ardından aynı yılın sonlarına doğru Azerbaycan yönetimi Dağlık Karabağın Özerklik statüsünü kaldırdığını açıklıyor.

Tabi oradaki Ermeni nüfusu bunu bir türlü kabul etmek istemiyor ve Dağlık Karabağ Meclisi 10 Aralık 1991‘de bölgedeki Azerbaycan nüfusunun boykot ettiği bir referandum yapıyor. (Burada şu küçük ayrıntıyı atlamayalım bölge nüfusunun %70 çoğunluğunu Ermeniler oluşturuyor. ) Ayrıca %70 çoğunluğa sahip olduğunuz bir yerde referandum yapmak ne kadar objektif onu da ayrıca tartışmamız gerekiyor… ama bu referandum tabiki Azerbaycan yönetimi tarafından kabul edilmedi ve eğer böyle bir referandum yapılacaksa bütün Azerbaycanı kapsayacak şekilde yapılması gerektiğini söyledi.

Tam bu sırada Ermenistanda bağımsızlığını kazanmıştı ve Dağlık Karabağ 1922 de kendi kendine bağımsızlık ilan etti ve bunu tanıyan tek ülke sadece Ermenistan oldu… ( Günümüzde hala Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını tanıyan ülke yok!)

Bu iki bağımsızlık ilanından sonra bölgede çok fazla çatışma ve hareketlenme olmaya başladı… Bunun bir sonucu olarak ta tarihe kara bir leke olarak geçen Şubat 1992 Hocalı Katliamı gerçekleşti.
(Hocalı katliamını burada uzun uzun anlatmayacağım, bilmiyor veya hatırlamıyorsan ben söylecek birşey bulamıyorum…)

Hocalı katliamıyla birlikte Dağlık Karabağ bölgesinde Silahlanan Ermeni gruplar, boşaltılan Şuşa kentini ve Laçin koridorunu ele geçirdiler.

1992 – 1994 arasında toplamda 2 yıl süren savaşta 30binden fazla insan hayatını kaybetti. Dağlık Karabağ ve etrafındaki 7 bölge (7 Rayon olarak adlandırılıyor) Ermenistan tarafından işgal edilmiş oldu. Bu 7 bölgede yerleşim tamamen kalkmış durumda ve sadece Ermeni ordusuna bağlı birlikler, cepheler bulunuyor. Bu durumda Dağlık Karabağ ile Azerbaycan arasındaki iletişim ve ulaşımı kopma noktasına getirdi. Bunun yanında bu 7 bölgede kalan 600binden fazla Azerbaycan vatandaşı da mülteci durumuna düştü ve birçoğu Azerbaycanın iç bölgelerine göçmek zorunda kaldı.

Artık iki tarafında canına tak ediyor ve aracılar sayesinde Mayıs 1994’te Bişkek Protokolü imzalanıyor. Tabiki bu gerçek bir ateşkes olmuyor Ermenistanın işgali devam etmekle birlikte sürekli taciz atışları v.b saldırılar Ermenistan tarafından devam ediyor.

1994 yılından günümüze gelen süreçte Ermenistan bu bölgelere kara ve demir yolunu güçlendirdi, askeri yığınaklarını arttırdı ve birçok bölgeye mayın döşedi…

Yine aynı yıl herkesinde gördüğü üzere Bişkek protokolünün sorunu çözmediği, sadece askıya aldığı hissedilmeye devam etti ve akabinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı‘nın önderliğinde ”Minsk Grubu” adı altında ara bulucu bir komisyon kuruldu.
Minsk Grubu ; Beyaz Rusya, Almanya, İtalya, Portekiz, Hollanda, İsveç, Finlandiya, Türkiye üye pozisyonunda bulunmakta. Grubun 3 eş başkanı ise Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Rusya‘dır.

29 Kasım 2007 de Minsk Grubu, hem Ermenistanın hemde Azerbaycanın sıcak yaklaştığı Madrid Prensipleri adı altında bir plan ortaya koydu.

Madrid Prensiplerin göre;
– 7 Bölge(7Rayon) Azerbaycana teslim edilecek
– Dağlık Karabağ’a ara statü verilip nihai statü için ciddi görüşmelere başlanacak
– Ermenistan ve Dağlık Karabağ arasında koridor açılacak(Bu da Ermenistanın işgal ettiği Laçin koridoru ile elde ettiği iletişim ve ulaşımı koparmak istememesi için koyulan madde)
-Yerlerinden, yurtlarından edilmiş kişiler topraklarına geri dönecek
– Minsk Grubunun Barış Gücü adı altındaki Askeri gücü bölgeye gönderilecek.

Bu anlaşmanın ardından tabiki Ermenistan hiçbir şartı yerine getirmedi. Ne 7 bölgeden askeri gücünü çekti ne Azerbaycan halkının bölgeye geri dönmesine müsaade etti nede doğru düzgün görüşmelerin olmasına yanaştı. Ayrıca sürekli taciz ateşleri ve sınır ihlalleri gerçekleştirdi. Her seferinde birkaç gün süren kısa çatışmalar meydana geldi.

Tabiki bu olayların olmasında ve gelişmesinde Rusyanın rölü çok büyük… Lakin hiçbir zaman Ermenistana veya Azerbaycana açık destek vermedi. Bununla birlikte Azerbaycandaki zengin petrol kaynaklarına gözünü diktiğini ve sıcak denizlere inme politikası ile de gizliden gizliye Ermenistana destek verdiğini biliyoruz.
Ayrıca unutmamak gerekir ki Rusyanın Ermenistanda birçok askeri üssü de bulunuyor ve bunlardan en küçüğü minimum personel kapasitesi ile çalışırsa 6000 kadar Rus askeri personeli yapıyor.

Son olarak 2 Nisan 2016 tarihinde iki ülke arasında cephe hatları arasında çatışmalar 4 gün kadar sürdü ve onlarca insan (içerisinde sivillerinde bulunduğu) hayatını kaybetti. Bu çatışmaların akabinde yapılan kapsamlı müzakereler diğerleri gibi sonuçsuz kaldı.

Ve şimdi geldik en can alıcı nokta olan günümüze…

Temmuz 2020 de daha önce hiç çatışma olmamış hatta akla bile gelmeyecek olan Kuzey Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki Tovuz bölgesinde Ermenistanın başlattığı ve ağır silahlarında kullanıldığı çatışmalar başladı.
Tabiki Rusya açık olarak Ermenistana destek vermedi lakin silah ve lojistik olarak destek verdiğini biliyoruz. Bunun yanında Türkiye çok açık bir şekilde Azerbaycan’ın yanında olduğunu açıkladı.

Biranda Eylül ayı içerisinde Dağlık Karabağ bölgesinde de çatışmalar tekrar başladı. Hepimizinde bildiği gibi Ermenilerin başlatmış olduğu taciz atışları ve roket atışları ile başladı ama her zamanki gibi Ermenistan köpeği oynamayı ihmal etmeyerek yine Azerbaycan’ı suçladı.

En azından durup dururken başlayan Tovuz bölgesindeki olayların sebebinin Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına verilmek istenen zarar olarak yorumlayabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü bu doğal gaz boru hatının geçtiği bölge tamda Ermenistanın yeni bir savaş ve cephe hattı oluşturmak isteyerek taciz ateşlerine başladığı bölge.
Bu bölgede Azerbaycanın doğal gaz açısından alacağı her zarar Azerbaycan ekonomisini dolaylı olarakta Türkiye ekonomisini kötü anlamda etkileyecektir. Aynı zamanda Rusya ve Iran içinde mükemmel bir fırsat olacaktır. Tovuzda olan çatışmaların sebebini en basit anlamda bu şekilde yorumlayabiliriz.

Karabağ bölgesine geldiğimizde, zaten 2018 de Paşinyanın Ermenistan başbakanı olmasından beridir müzakerelerin durma noktasına geldiğini biliyoruz. Bunun en büyük sebebide karşılıklı görüşmelerden ziyade hem Azerbaycana karşı hemde dünyaya karşı sadece, Karabağ Ermenistanın toprağıdır çığırtkanlığını yapmasıdır. Bununda en büyük sonucu olarak geldiğimiz nokta Eylül ayından beri Karabağ bölgesindeki savaş halidir.

Birinci bölümün sonunu getirirken pek fazla yorum yapmamaya dikkat etmeye çalıştım ki tarihsel gelişmeleri objektif olarak aktarabilmek adına. İkinci bölümde Askeri, Kültürel, Ekonomik olarak Azerbaycan ile Ermenistan karşılaştırmasını yapacağım.
Tabi araya biraz politika sokarız yani…
Bunların yanında diğer ülkelerin tutumlarını da aktarmaya çalışacağım.

İkinci bölüme geçmeden Nihal Atsız dan kısa bir alıntı yaparak birinci bölümü noktalamak isterim;

Türklük ve Türkçülük Ebedidir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s