Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu…

ataturk-un-30-agustos-zaferi-yle-ilgili-sozu-nedir

 

” Öteden beri düşündüğümüz saldırı planımızın esasını da sunayım:
Düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak, bir yok edici meydan savaşı yapmaktı…  
28 Temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol karşılaşmasını seyretmek bahanesiyle ordu komutanları ve bazı kolordu komutanları Akşehir’e davet edildi. 28/29 Temmuz gecesi, komutanlarla genel olarak saldırı hakkında fikir alışverişinde bulundum. 30 Temmuz 1922 günü Genelkurmay başkanı ve Batı Cephesi komutanıyla tekrar görüşerek saldırının şeklini ve ayrıntılarını belirledik…

Diğer bir konu da önemliydi. Muhalifler, ordunun çürüdüğünden, kıpırdayacak durumda olmadığından, böyle karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin yıkımla sonuçlanacağından ibaret propagandalarına çok hız vermişlerdi. Gerçi, mecliste bu düşünce akımının yaptığı yankılar, zaten düşmanlardan çok gizlemek istediğim harekat bakımından faydalıydı. Fakat bu olumsuz propaganda, en yakın ve en inanmış kişiler üzerinde bile kötü etkisini göstermeye başlamış, onlarda da kararsızlığa neden olmuştu. Onları da yakında yapacağım saldırı hakkında ve altı yedi günde düşman ana kuvvetlerini yeneceğime olan güvenim konusunda aydınlatmayı ve yatıştırmayı uygun gördüm.Bunu yaptıktan sonra Ankara’dan ayrıldım.
Hareketimi, çok sınırlı sayıda birkaç kişiden başka bütün Ankaradan gizledim. Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, buradaymışım gibi davranacaklardı. Hatta benim Çankaya’da çay ziyafeti verdiğimi gazetelere ilan edeceklerdi.

Bir gece otomobille Tuz çölü (Koçhisar) üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.

20/21 Ağustos 1922 gecesi 1. ve 2. Ordu Komutanlarını da Cephe Karargahına davet ettim. Genelkurmay başkanı ve Cephe Komutanının da hazır bulunduğu toplantıda saldırının nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu tarzında açıkladıktan sonra, Cephe komutanına o gün vermiş olduğum emrimi tekrar ettim. Komutanlar harekete geçtiler. Saldırımız, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yapılacaktı. Bunun mümkün olabilmesi için yığınak ve hazırlıkların gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. Bu sebeple, bütün yürüyüşler gece yapılacaktı, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Saldırı bölgesinde yolların düzeltilmesi ve benzeri çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri sahte çalışmalar yapılacaktı.

26 Ağustos sabahı Kocatepe’de hazır bulunuyorduk. Sabah 5.30 da topçu ateşimizle saldırı başladı…

Efendiler, 26/27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde düşmanın Afyonkarahisar güneyinde 50 kilometre ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğundaki sağlamlaştırılmış cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar civarında kuşattık. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonucunda (buna Başkomutan Savaşı adı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak aldık. Düşman ordusunun Başkomutanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasında bulunuyordu. Demek ki, tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu…”

31 Ağustos günü Mustafa Kemal Paşa kaçabilen Yunan kuvvetlerinin İzmir ve civarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan adalar denizine doğru ilerlenmesine yönelik  şu tarihi emrini veriyordu; ” Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir, İleri !…”

” Doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da İzmir’deki itilaf devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek, onlarla hangi gün ve nerede görüşebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim yanıtta da, 9 Eylül 1922’de Kemalpaşa’da görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten de söz verdiğim günde ben Kemalpaşa’da bulundum. Fakat görüşmek isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdenize ulaşmış bulunuyorlardı.

Saygıdeğer efendiler, Afyonkarahis-Dumlupınar Meydan Savaşı ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen yok eden veya tutsak eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken hareketımızı açıklayıcı ve niteleyici söz söylemeyi gereksiz sayarım.

Her evrsiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat, Türk ordusunun, Türk Subay ve heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir.
Bu eser, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüzlük anıtıdır. Bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım…”

Bu satırlar benim veya herhangi birinin satırları değil… Bu satılar bizzat Paşanın, Ülkemizin kurucusunun Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi eleriyle yazdığı satırlar… ( Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Gençler İçin Fotoğraflarla NUTUK sy 450,451,452,453,454,455,456)

Bakar mısınız, kendinden ne kadar emin…. Çünkü Türk ulusuna o kadar çok güveniyor ki… Diyorki;  altı yedi günde bu işi çözeceğim…

O dönemde hiçbir liderin düşünemeyeceği taktikleri, şaşırtmacaları düşünüyor…

Çok samimi bir arkadaşımla münazaramız sırasında bana şu sözleri söylemişti; Batu, sen kendini orada hiç üzme ve kafana hiçbirşeyi takma… Çünkü, bizim kanımızda Efelik var, yiğit var…  Evet, bizi hiçbirşey yıldırmamalı, bizleri hiçbirşey üzmemeli gerçekten bizim kanımızda efelik ve yiğitlik var. Diğer milletlerde olmayan bir vatan, millet sevgisi var…

Lütfen ama lütfen bunu kaybetmeyin sevgili arkadaşlarım…

Bu yüzdendir ki elimizden gelenden fazlasını yapmalıyız, bu yüzdendir ki daha çok çalışmalıyız, bu yüzdendir ki muasır medeniyet seviyesini bizler belirlemeye çalışmalıyız….

Sözlerimi Nazım Hikmet’in Başkomutanlık Meydan Muharebesi için yazmış olduğu şiir ile bitirmek istiyorum;

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: ‘Üç’, dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Hiç merak etme Paşam… Bizler senini gençliğiniz ve senin izindeyiz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s